Türkler kavga etti:

Kilis’te, Suriyelilerle Türkler kavga etti: 6 yaralı
Suriyelilerle, Türkler arasında çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu 6 Türk vatandaşı yaralandı.

KİLİS (AA) – Edinilen bilgiye göre, iddiaya göre, Kilis Ekrem Çetin Mahallesi’nde bir grup Kilisli, uygunsuz davranışları nedeniyle Suriyelilerle tartıştı. Sözlü tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu 6 Türk vatandaşı yaralandı. Yaralılar, 112 Acil Sağlık ekiplerince Kilis Devlet Hastanesine kaldırıldı. Yaralıların ayakta tedavilerinin ardından taburcu edildiği öğrenildi.

Kavganın ardından kent merkezinde çok sayıda Suriye plakalı araç tahrip edildi. Kavganın yaşandığı mahalleye Toplumsal Olaylara Müdahale
Aracı (TOMA) sevk edildi. Polis olayların büyümesini önlemek için önlemler aldı.

Reklamlar

şahsın eylem yapmak

Emniyet Genel Müdürlüğü, tüm birimlerine şok bir yazı göndererek, Suriye ve Irak’ta katliamlarda bulunan Radikal dinci terör örgütü Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) bir militanının eylem yapmak için Türkiye’ye girdiğini duyurdu.

Adı yok fotografı var
Emniyet Genel Müdürüğü uyarı yazısında, IŞİD’li teröristin “adının belirlenemediğini” de açıklayarak, özellikle halkın yoğun bulunduğu yerler ile batılı ülke elçiliklerinde önlemlerin sıklaştırılmasını istedi. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nden tüm
birimlere gönderilen yazı şöyle: “IŞİD’in Hama şehrinin doğusundaki Bel As Dağları Bölgesi’nde faaliyet yürüten grubuna mensup, adı tespit edilmeyen bir erkek şahsın eylem yapmak üzere Hama kırsalından Türkiye’ye müteveccihen yola çıktığı şeklinde bilgilerin intikal ettiği bildirilmiştir.

“Bu bağlamda, ülkemize yönelik olarak gerçekleştirilmesi muhtemel eylemler ile ilgili bilgilerin sıklaşması sebebi ile ilimiz genelinde bulunan, özellikle batı ülkelerine ait temsilcilikler, havalimanı, hassas bölgeler, alışveriş merkezleri, kent meydanı, ulaşım araçları, devlet binaları ve halkın yoğun olarak bulunduğu yerlere yönelik eylemlerin gerçekleştirilebileceği önemle rica olunur.” Şüpheli şahsın bir fotoğrafını da gönderen Emniyet’in uyarı yazısında, önlemlerin artırılması ve ilave önlemler alınması istendi.

BAKAN DAVUTOĞLU: Temas sağladık durumları iyi
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Musul’daki Türk tır şoförlerinin durumuna ilişkin, “Biz, onların bir an önce kurtarılması, en kısa zamanda ailelerine ve ülkelerine kavuşmaları için yoğun bir trafik içindeyiz. Onlarla ilgili bazı temaslar kuruldu. Kurduğumuz temaslarda durumlarının iyi olduğunu haber almış olmak şimdilik bizi teselli etti” dedi.

ve Araştırma Hastanesi’nde

Küçükçekmece’de henüz kimliği belirlenemeyen iki kişi, bir bankanın güvenlik görevlisini uzun namlulu silahla bacağından vurarak etkisiz hale getirdi.

Başında kaskları bulunan soyguncular yaklaşık 500 bin TL’yi alarak kaçtı. Polis kaçan saldırganları yakalamak için bankanın güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı.

İddiaya göre, henüz kimliği belirsiz motosikletli iki kişi, başında kaskları ellerinde uzun namlulu silahlarla saat 13.00 sıralarında Cumhuriyet Mahallesi, Aşık Veysel Caddesi üzerinde bulunan bir banka şubesinden içeri girdi. Saldırganlar kendilerine engel olmaya çalışan bankanın güvenlik görevlisini bacağından vurarak etkisiz hale
getirdi. Veznedeki görevlileri silahla tehdit eden saldırganlar, yaklaşık 500 bin TL’yi alarak kaçtı. Banka çalışanlarının ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda ekip sevk edildi. Yaralı güvenlik görevlisi ambulansla kaldırıldığı Halkalı’daki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Çevredeki vatandaşlar saldırganların bankaya tanınmamak için kasklarıyla girdiklerini söyledi. Polis, geldikleri motosikletle kaçan saldırganları yakalamak için banka ve çevredeki güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. (DHA)

ulaşıldığına yer verildi:  “Yapılan

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bilirkişi raporu gönderen TÜBİTAK, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ait olduğu iddiasıyla internette yayınlanan ses kayıtlarının montaj olduğunu açıkladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ailesine ait olduğu iddia edilen bazı ses kayıtları internete sızmıştı.
Başlatılan soruşturmayla ilgili TÜBİTAK’ın bilirkişi raporu da hazırlanarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.
TÜBİTAK, Erdoğan’a ait olduğu iddiasıyla internetten yayımlanan ses kayıtlarının “montaj” olduğunu bildirdi.

Raporda, internete sızan konuşmaların ses havuzunda heceler birleştirilerek, bilgisayar ortamında oluşturulduğu belirtiliyor.
”BAĞIŞ’IN KAYDI MONTAJ”

Eski Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın, gazeteci Metehan Demir ile
yaptığı iddia edilen görüşmenin ses kaydına ilişkin soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunda, kaydın “montaj” olduğu bildirildi.

Bağış, kaydın yayımlanmasının ardından avukatı Muhammed Hardalaç aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak, “ses kaydının kendisine ait olmadığının bulunması, kaydı düzenleyenlerin ve yayınlayanların tespit edilmesi” talebiyle suç duyurusunda bulundu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcısı Durak Çetin, soruşturma kapsamında ses kaydıyla ilgili bilirkişi raporu istedi.

TÜBİTAK ses uzmanı bilirkişilerce hazırlanarak Çetin’e gönderilen raporda, Youtube’dan indirilen ses kaydıyla ilgili, şu sonuçlara ulaşıldığına yer verildi:

“Yapılan spectrum incelemesi sırasında tespit edilen kaydın içinde gözlemlenen çok sayıda çıkıntı, bu kaydın çok sayıda farklı kayıttan yararlanılarak oluşturulmuş bir montaj olduğunu ortaya koymuştur. Montajda dikkat çeken bir husus konuşma bütünlüğünü sağlamak için sadece tüm kelimelerden oluşan bir montajdan farklı olarak, kelimelerin dahi parçalanmış hecelerden oluşturularak, istenen yeni kelimelerin türetilerek ortaya çıkarıldığı ilginç bir uygulama ortaya konmuştur.”

Tamam bekle ekip

Kent merkezindeki bir lokantada garsonluk yapan Veysi Turan, 9 aylık hamile eşi Mübarek Turanı 24 Ocak’ta doğum sancıları artınca hastaneye götürdü.

Diyarbakır’ın Karapınar İlçesinde 25 Ocak’ta doğum yapan eşi Mübarek Turan (33)’ı uyurken şakaklarına elektrik vererek öldüren, olay sonrası da cinayeti cinlerin emriyle yaptığını iddia eden cani koca Veysi Turan (29) ’ın cinayet sırasında 155 polis hattını aradığı ortaya çıktı.

4 yaşında bir kızı da bulunan Mübarek Turan ikinci kızını sağlıklı olarak dünyaya getirdi. Ertesi gün Turan eşini ve bebeğini evlerine götürdü. İddiaya
göre Veysi Turan gece eşi ve çocuklarının uyumasını bekledi. Bir süre sonra evde bulunan üçlü elektrik prizinin kablosunu kesti. Ardından, kablonun fişini prize takarken, kestiği uçlarını ise uyuyan eşinin şakaklarına tuttu. Mübarek Turan akıma kapılıp can çekişmeye başladı. Bu sırada ise Veysi Turan ‘155 Polis İmdat’ hattını aradı. Cinayet sırasında polisi arayan eş katili Veysi Turan ile polis memuru arasında geçen telefon görüşmelerinin kayıtlarına Vatan ulaştı.

155’LE ACAYİP DİYALOG
155 Operatör: 155 buyrun
V. Turan: Birini öldürdüm
155 Operatör: Birini mi öldürdün?
V. Turan: Evet adresi veriyorum.
155 Operatör: Kimi öldürdün
V. Turan: Ben eşimi şu an öldürüyorum.
155 Operatör: Öldürdün mü öldürüyor musun?
V. Turan: Vallahi daha ölmemiş ama katli bana helalse öldürüyorum.
155 Operatör: Adres neresi?
V. Turan: Kanal üstü mahallesi
155 Operatör: Hangi sokak
V. Turan: 133 sokak No: 40
155 Operatör: kaç numara
V. Turan: Alt birinci kat
155 Operatör: Problem ne eşinle
V. Turan: Oooo gelecek misin?
155 Operatör: Geleceğim
V. Turan: O zaman gelin de konuşalım
155 Operatör: Gelince mi konuşalım
V. Turan: Ben karımı öldürdüm diyorum sen ne problemi diyorsun
155 Operatör: Şimdi birini öldüreceğim diyorsun şuanda öldürdüm diyorsun
V. Turan: Şu an ağzını kapatmışım can çekişiyor.
155 Operatör: Tamam bekle ekip gönderiyorum. Tamam mı?
V. Turan: Tamam
155 Operatör: Ambulans göndereyim mi?
V. Turan: Gönder

‘Polis konuşurken cinayetten vazgeçirebilirdi’

Eşi Mübarek Turan’ı öldürdüğü dakikalarda polisi arayan Turan ile görüşen polis memurunun cinayeti önlemek için hiçbir girişimde bulunmaması ise maktulün ailesinin ve avukatlarının tepkisine neden oldu. Bu tür durumlar için ikna kabiliyeti yüksek eğitimli polislerin kritik görevlerde çalışması gerektiğini belirten ailenin avukatı Elif İpek Türenç, ‘Dakikalarca süren konuşmada polis memurunun katil kocayı cinayeti işlememesi için ikna etmek için hiçbir girişimde bulunmadığı ortada. Eğer ikna kabiliyeti yüksek eğitimli bir polis telefonda katil koca ile görüşseydi belki de Mübarek şu anda hayattaydı’ dedi.
MYNET HABER ALINTIDIR…

gülerek, oynayarak büyürse,

DOĞAN CÜCELOĞLU’NDAN BÜTÜN ANNE BABALARIN VE ÖĞRETMENLERİN OKUMASI GEREKEN BİR HİKAYE

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:
– Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
– Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinize katıldım. Hayatım değişti.

O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
– Ne oldu, nasıl oldu?
– Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın ana vatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına
olanaklar yaratmaktır.”Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
– Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına
olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.
Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
– Hayır, neden?
– Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da
*sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu.* Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum.
Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
– Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim*
İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
– Radikal bir karar!*
– Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.
Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
– Eşiniz ne dedi?
– Hocam biliyor musun ne oldu?
– Ne oldu?*
– Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış!
Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”

– Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
– Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim.
Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
– Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
– İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım.

Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti.

“Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.
– Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!
– İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim!
Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.
– Eşiniz gelmek istemedi!*
– Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye.
Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.
Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”

– Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
– Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım.
İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım.
Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum.Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.
“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.
“Çocuklar Gülsün diye!” yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur.
Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler.
Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler.
Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!

Doğan CÜCELOĞLU

ilişkin görüşlerini kamuoyu

Özel İdare mallarının dağıtımında “akla, hakka ve hukuka uygunluk” talebinde bulunan İzmir Kent Konseyi Başkanı Güman Kızıltan, “Hiçbir şeyin tarafı değiliz ama İzmir’in ve İzmirlilerin hak ve hukukunu sonuna kadar takip edeceğiz. Ortadaki karar, sadece yasal açıdan değil meşruiyet açısından da tartışma konusudur” açıklamasını yaptı.

İzmir Kent Konseyi Başkanı Güman Kızıltan ve Konsey Yürütme Kurulu üyeleri, İl Özel İdare mallarının paylaşımına ilişkin görüşlerini kamuoyu ile paylaştı. Devlet yönetiminde keyfi ve değişik yöntemlerin değil prensip ve kuralların hakim olması gerekliliğine vurgu yapan Kızıltan, Özel İdare mallarının Maliye Hazinesi’ne devredilmesini eleştirerek, konunun acil olarak düzeltilmesi için siyasileri ve tüm İzmir milletvekillerini davet etti.

İzmir Kent Konseyi’nin Konak’ta bulunan binasında gerçekleştirilen toplantıya İzmir Kent Konseyi Genel Sekreteri Prof. Dr. Gülgün Erdoğan Tosun, Yürütme Kurulu Üyeleri Doç. Dr Huriye Toker, Çağrı Guruşcu, Mahmut Açıkkar, Abdullah Gül, Engelli Meclisi Başkanı Süleyman Er ile Gençlik Meclisi Başkanı Uğur Doyku da katıldı.

Tam bir emrivaki
İzmir Kent Konseyi olarak, kentteki en üst mülki amirliğin söz konusu paylaşıma ilişkin yaklaşımının “tipik geleneksel, bürokratik, merkezi-vesayetçi idari aktör davranışıyla örtüştüğü” kanaatini taşıdıklarını kaydeden Güman Kızıltan, “İzmir Büyükşehir Belediyesi, başından beri Özel İdare’ye ait menkul ve gayrimenkullere ilişkin ortaya konulacak tam bir envanter üzerinden hak, konu, aidiyet kriterlerini dikkate alan adil bir paylaşımı arzularken, tam bir emrivaki ile karşılaşılmıştır. Valilik makamı üç gün önce İl Özel İdaresinin gayrimenkullerinin tamamının Maliye Hazinesi’ne devredildiğini açıklamıştır. Demokratik yönetişim ve yerel demokrasiye inancın doğası gereği, bu sürecin katılımcı, şeffaf biçimde işlemesi gerekirken, Valilik makamının tek yönlü olarak almış olduğu karar yasallık açısından değilse bile, meşruiyet açısından yeni sorgulamalara ve tartışmalara yol açacaktır” diye konuştu.

Akla, hakka, hukuka…
İzmir Kent Konseyi olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin müzakereci talebinin salt hukuki değil, aynı zamanda meşru gerekçelere dayandığını düşündüklerini açıklayan Kızıltan şöyle devam etti: “Söz konusu meşru gerekçeler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Anayasal ve yasal olarak kent bütününde yerel-ortak ihtiyaçları tesis etmekle yetkilendirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Devlet yönetiminde keyfi ve değişik yöntemler değil prensipler ve kurallar hakim olmalıdır. Türkiye’deki bütün şehirlerinin mülki idare yönünden hak ve hukuk ile idare edilmesi; aynı prensipler, aynı yönetmelikler ve aynı kanunlar dahilinde olur. Yoksa birine başka bir yöntem, diğerine başka bir yöntemi tatbik etmek, hiçbir şekilde dürüst bir idarenin başvuracağı yöntem olmamalıdır. Kanatimizce bir yanlışlık yapılmıştır. Bu yanlışlık, akla, hakka, hukuka ve adil bir düzen yapısının kurulması pahasına yeniden gözden geçirilmelidir. Biz muhalefete ve iktidara mensup olan ve İzmir’de milletvekili olarak seçilmiş bütün siyasilerden, bu konuda ortak akılda buluşmalarını talep ediyoruz. Biz hiçbir şeyin tarafı değiliz. İzmir’in ve İzmir’de yaşayanların hak ve hukukunu sonuna kadar takip edeceğiz. Eğer bu kararlar değiştirilmez ve devam edilirse, bu mallar kime verilirse verilsin ne şekilde kullanıldığının takibiyle kendimizi mükellef hissediyoruz. Ortadaki karar, sadece yasal açıdan değil meşruiyet açısından da tartışma konusudur. Dolayısıyla da hızla değiştirilmelidir. İzmir’in hakkı hiç bir şekilde kaybolmamalı, İzmir’e hizmet ile mükellef olan yönetimlere bu vazifelerini yerine getirmede yardımcı olacak şekilde kullanım hakkı ortaya çıkarılmalı ve bu hak doğrultusunda İzmirlinin alması gereken haklar ve hizmetler yerine getirilmelidir.”
İzmir Escort